Corona Virüsü
#1
CORONA VİRÜS..!
-------------------------

Adeta bir Dan Brown romanının içinde yaşıyoruz.

Hatta adını bile koyabiliriz: İnferno (Türkçede “Cehennem”-  ilk basım 2014)

Dünya nüfusunun çılgınca arttığını düşünen çılgın bir mülti milyarder, küresel nüfusu “makul” seviyeye indirmek için laboratuvarlarında özel bir virüs geliştirip bunu yaymaya çalışırken, ünlü tarihçimiz Joseph Langdon buna engel olur.

Dante’nin Inferno (Cehennem) isimli eserinden ilham alan zengin işadamı, aslında kendisi de hastalık yüzünden ölmek üzeredir, ama gitmeden dünyaya bir “iyilik” yapmak ister!

İsviçre’nin Zürih havalimanına özel jetleriyle gelip VİP koridorlardan geçerek ulaştıkları Davos’ta, damlarında keskin nişancıların pusuya yattığı, geceliği 10 bin dolarlık otellerde kalan 3000 ultra zengin de, küresel ısınmanın kalabalık insan kaynaklı olduğunu, insan nüfusunun dünyaya fazla geldiğini, ayrıca yeni teknolojik çağda işçilere de pek ihtiyaç kalmayacağını ve bunun için alınacak “önlemleri” konuşuyor.

Dan Brown’ın İnferno’su aslında bir bakıma gerçekten yaşanıyor.

CORONA VİRÜS BİYOLOJİK SAVAŞ UNSURU MU?

Çin’de olan bitende tam buna benziyor.

Çin’i esas düşmanı ilan eden ABD ve onun “müesses nizam derin devleti”, uzun yıllardır, biyolojik savaş unsurları üzerinde çalışıyor.

Bağımsız bilim insanları, Novel Coronavirüs (2019-nCoV) adı verilen yeni salgının, SARS ve MERS virüslerinin bileşiminden oluştuğunu söylüyor.

Virolog Dr. Alan Cantwell, 2003’teki makalesinde SARS virüsünün kedilerde görülen Coronavirüs baz alınarak laboratuvarda üretildiğini yazmıştı.

ABD’deki ‘merkez’ medya tarafından komplo teorisyeni olarak damgalanan Cantwell, Pub Med’de (Halk Sağlığı Dergisi) yayımlanmış, 1987’den beri yapılan 107 deneyi incelemiş ve SARS’ın tamamen yeni ve çaresi olmayan bir virüs türü olduğunu tespit etmişti.

Cantwell, “Şunu kesinlikle teyit edebilirim ki, bilim insanları hayvan ve insanlarda görülen corona virüsleri, genetik mühendisliğiyle birleştirerek yeni bir hastalık türü olan SARS’ı üretmiştir” demişti.

Yine 2003’te, Rusya Tıp Bilimleri Akademisi üyesi Aleksander Kolesnikov,SARS’ın (yeni corona virüsün atası) biyolojik savaş ürünü olduğunu ileri sürmüştü.

Kolesnikov, virüsün kızamık ve kabakulak melezi olduğunu ve doğal olmayıp, laboratuvarda üretildiğini bildirmişti.

Kolesnikov’un bir önemli iddiası da, SARS’ın genetik olarak Afrika ve Asya için tasarlandığı idi.

Aslına bakılırsa, son 40 yılda ortaya çıkan, AIDS, SARS, MERS, Kuş Gribi, Domuz Gribi, Hanta Virüs, Lyme Hastalığı, Batı Nil Virüsü, Lassa Ateşi, Ebola, Suriye Çocuk Felci, Yeni Şap Hastalığı, Zika Virüsü, Körfez Savaşı Sendromu hastalıklarının tümü, bu şüpheli sınıflamada yer alıyor.

Çünkü belirgin bir çıkış sebebi yok, yani bilimsel olarak kanıtlanmış doğal bir mutasyon süreci belirlenememiş, ayrıca ırk ve coğrafya odaklı hareket ediyorlar. (Çin’de yarasa, fare, yılan yenilmesi sebep olarak gösterilse de, uzun yıllardır bu tür beslenme adetleri söz konusuyken neden virüsün bir anda ortaya çıktığı sorusuna geçerli bir cevap oluşturmuyor.)

Bu arada, mesela yeni doğan çocuklarda mikro sefali ve zeka geriliğine yol açan Zika, patentli bir virüs.

İşin ilginci,  bu virüsün patentini alanlar 1947’de Rockefeller Vakfı’na bağlı bilim insanları!

Corona virüs’e ait patent ise daha yeni, 2014’te Amerikan Pirbright Institute tarafından alınmış.

ABD Hastalık ve Korunma Merkezi CDC ise hemen bir açıklama yapıp, o coronavirüsün Çin’deki olmadığını ve aşı geliştirilmesi için patent alındığını belirtti.

Çin Hükümeti de bunların farkında elbet.

Pekin yönetimi, 30 yıl boyunca yüz binlerce insanın kan örneklerini toplayan ve çoğu Harvard Üniversitesi merkezli araştırma programlarını yıllar önce durdurmuştu. (bizdeki Adnan Hoca müridi Oktar Babuna’nın 2000’lerin başında yaptığının bir benzeri.)

İnsandan insana, hem de solunum yoluyla geçebilen bu son versiyon Novel Korona virüsü gerçekten de yüksek hızla yayılıyor ve şimdiden Çin ekonomisine büyük bir darbe vurdu.

Bilindiği kadarıyla, virüsten ölenler arasında Asyalı olmayan kimse de yok.

Çin – ABD ticaret savaşının tam ortasında patlak veren bu salgın, Wuhan gibi Çin’in hızlı tren ve ticaret merkezi konumundaki bir yerde çıktı.

Halen 8’den fazla şehri kapsayan 47 milyon nüfuslu bir bölge karantina altına alındı.

Psikolojik savaş ekipleri de hemen harekete geçti.

Yarasa-fare yiyen Çinli videoları piyasaya sürüldü. Ölenlerin sayısının milyonlarca olduğu ama totaliter Çin yönetiminin bunu sakladığı masalları, ‘Çin’deki bir arkadaşımdan duydum’ formülüyle dolaşıma sokuldu. Hatta Çin’in bizzat kendisinin nüfusunu azaltmak için bu virüsü üretip yaydığı bile iddia edildi!

Ancak durum yine de ciddi.

Uzun süre sessiz kalan Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, “Virüs hızla yayılıyor ve ülke ciddi bir durumla karşı karşıya” dedi.

Daha önce de, başta Çin olmak üzere Asya ülkelerinde aniden patlak veren Kuş gribi ve Afrika Domuz ateşi de ekonomiye devasa zararlar vermişti.

2004 – 2005 yıllarında görülen kuş gribinde milyarlarca kanatlı itlaf edilirken, 2017-2019 arasında patlak veren Afrika Domuz Ateşi (African Swine Fever- 2009’da ortaya çıkan Domuz gribinden farklı) de Çin’in ana protein stoku olan domuzların yok oluşuna yol açmıştı. Bunlar milyarlarca dolarlık zarar demekti.

DAVOS’TA NE KONUŞTULAR
Başa, yani Dan Brown’a, pardon Davos’a dönecek olursak…

22-25 Ocak tarihleri arasınd adüzenlenen Davos Dünya Ekonomik Forumu toplantılarında dikkat çeken bir durum vardı.

ABD dışında hiç bir dünya lideri Davos’a katılmadı.

Önce katılmayacağı açıklanan Trump da daha çok işadamı kimliğiyle yer aldı zirvede.

Zirveye küresel ısınma ve küresel (zenginler) ekonomi damgasını vurdu.

Batı sermayesinin temsilcisi eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore’un yetiştirmesi Greta Thunberg, küresel sermayenin yeni yatırım alanı olan ‘iklim felaketleri’ne dikkati çekti.

Sürdürülebilir bir dünya başlıklı toplantılarda, dünyamızın günden güne yaşanmaz bir yer haline geldiği vurgulandı.

Alt metinlerde ise Avustralya’da suları içip bitiren develerin vurulması misali, 7,7 milyarlık insan nüfusunun artık başa çıkılmaz bir sorun olduğu anlatılıyordu.

Yani, ‘develer suyumuzu bitirmeden onları itlaf edelim’ mantığı hakimdi.

Nasıl olsa yapay zeka, robotlar ve genom mühendisliği ile artık basit kol gücüne ihtiyacı kalmamıştı sermayenin.

İşte şimdi geliyoruz Dan Brown’ın İnferno’suna…

Davos’ta kamuoyuna kapalı toplantılarda özetle şunlar konuşuldu:

“Halk sahillere hücum etti, vatandaş denize giremiyor” misali, 7.7 milyar insanın büyük bir kısmı yok olmalı ve geri kalan azınlık da Davos sakinlerine müşteri ve köle yapılmalıydı. Böylece 4.6 milyar insanın varlığına denk bir servete sahip 2153 kişi, bahçeli villalarında huzur ve güven içinde tertemiz bir doğanın tadını çıkarabilirdi. Keza, Afrika’nın tüm kadınlarının mal varlığının toplamından daha zengin 22 (yirmi iki) erkek de öyle.

Rockefeller Ailesinin avukatı ve ABD’nin stratejistlerinden Henry Kissinger, ta 1960’lardaki Bilderberg Toplantılarında (Küresel bir savaş suçlusu olan Kissinger, doğal olarak Bilderberg sosyetesinin en sadık ve sabit hizmetkarıdır. Bu arada 1923 doğumlu ve hala yaşıyor.)amaçlarının üçüncü dünya ülkelerinin nüfuslarının azaltılması olduğunu açıkça dile getiriyordu.

Kissinger, Şili’deki faşist darbenin bizzat oyun kuruculuğunu yaptığı 1970’lerde de aynen şunları söylüyordu:  “Nüfusun azaltılması üçüncü dünya ülkelerine karşı temel politikamızdır. Çünkü ABD’nin az gelişmiş bölgelerdeki petrol, maden ve diğer kaynaklara olan ihtiyacı artacaktır.”

Dünyanın en zenginleri, olaya böyle “Şeytani” bir açıdan bakıyor işte.

Onlara göre, işlerine yaramayan üstelik ortalığı da kirleten ve ürettikleri ürünleri almaktan bile aciz büyük insan kitleleri, kurtulunması gereken fazla ağırlıklardan başka bir şey değil.

Dünya Bankası ve Dünya Sağlık Örgütü’nde 30 yıldan fazla çalışan ve şimdilerde araştırmacı yazar ve akademisyen olarak önemli kitap ve makalelere imza atan ekonomist Peter Koenig, Wuhan ve Davos’ta kaderi çizilmeye çalışılan o kitlelere şu mesajı veriyor:

“Nükleer savaş çıkaramazlar, yoksa kendileri de okkanın altına gider. O yüzden yumuşak bir geçiş planlıyorlar. Bölgesel ve iç savaşlar, genomik salgınlar, ırk ıslahları vs. yöntemlerle bunları yapmaya çalışıyorlar. Uyanın dostlar, finans kapital elitlerinin sözlerine inanmayın. Hiç bir zaman çok geç değildir. Siz yüzde 99.99’sunuz. Onlar yüzde 00.01 sadece. Tuzaklarına düşmeyin. Davos’taki ahmaklar, sizleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek istiyor. İnternet var artık. Kendi araştırmanızı yapın, kendi hesabınızı yapın. Ana akım medyadaki saçmalıklara inanmayın, oradaki saçma sapan tartışma programlarını izlemeyin. Onlar karanlık ve gizli çıkar gruplarından aldıkları milyarlarca dolarla sizleri kandırmak için çalışıyorlar.”

Buna bir ek yapalım.

İnternette de uyanık olun.

Orayı da insanları kandırmak ve yönlendirmek için bir mecra olarak kullanıyor egemenler.

İnternette de doğru bilgiye ulaşmak için doğru kaynakları kullanın, sağlamasını alın.

KAYNAKLAR:
-------------------

China’s New Coronavirus: An Examination of the Facts – Larry Romanoff

The Davos World Economic Forum (WEF) Is at It Again – Celebrating 50th Anniversary – Peter Koenig
As long as you have drinking days than hungover days, you're fine ...
Cevapla
#2
Okunası güzel bir tespit daha. Teşekkürler
...  Tıraş aleti  yazmak, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır...
Cevapla
#3
Güzel bir yazıydı.

c129ce36db1ba8efdc4991040a833169.jpg

Youtube.com/Berberbey
youtube.com/Berberbey
Cevapla
#4
Güzel bir yazı, ben de bu tip virüslerin yeni savaş silahı olduğuna inanıyorum. Çoğu insan ise bu tür şeylere komplo teorisi gözüyle bakıyor maalesef.
Cevapla
#5
Yeni koronavirüs salgınından ölenlerin güncel DSÖ istatistiklerine göre oranı yüzde 2,17. Bu oran SARS'ta yüzde 15, MERS'te yüzde 10 idi. Ölenlerin de çoğu 60 yaş üzeri ve altta yatan başka bir kronik hastalık yüzünden bağışıklık sistemi zayıf olan insanlar. Dünyada koronavirüsten çok daha ölümcül hastalıklar var ve her yıl binlerce insanın ölümüne yol açıyor. Bu salgın dünyanın gündemine neden zombi filimleri gibi korkunç bir şeymiş gibi sokuluyor bilmiyorum. Biyolojik savaş olabilecek kadar tehlike arz eden bir şey değil. Çünkü genç erişkinlerde nezle benzeri soğuk algınlığı semptomları ile geçip gidiyor. Yani zayıf olanı öldürüyor. Ama hızlı yayıldığı yüzden DSÖ acil durum ilan etti. Aşağıdaki video durumu çok güzel özetliyor ve daha dikkat çekici olması gerektiği halde dünyanın görmezden geldiği başka ölümlere dikkat çekiyor:

https://youtu.be/hM8X6iNRoZA

Dünya devletlerinin elinde koronavirüs gibi basit nezle etkeni virüslerden çok çok daha tehlikeli biyoterör etkenlerinin olduğu düşünülüyor. Misal: pox virüs ailesinden çiçek hastalığına yol açan smallpox virüsü gibi
Cevapla
#6
https://www.youtube.com/watch?v=F5XOpXLrj00

Çok güvenilir bir kaynak olarak gördüğüm Evrim Ağacı konu üzerine bir video paylaşmış. Merakı olan herkese izlemesini tavsiye ederim.
Cevapla
#7
@korgunv

Korgun kardesim, kaynakları gordum ama sormak istedim bu yazıyı sen mi yazdın? Oyleyse buyuk emek verilmis bilgilerle harika bir yazı olmus. Tebrik ediyorum dostum.

Yazı iceriginle alakalı, Georgia GuideStones anıtını bilmeyen varsa, konuya ek dusmek istedim. Ozel siparisle parası pesin verilip yaptırılmıs, kimin yaptırdıgı belli olmayan 1980 lerde yapılmıs Georgia Guidestones anıtında, aynı Hz. Musa ya geldigi soylenen 10 emir gibi, 6 granit taştan oluşan anıtın yüzeylerinde, 8 modern dil ve 4 antik dilde yazılmış 10 ilke bulunur. 4 granit taş birbirine ayrı yönlere bakarken ortalarındaki ince bir granit sütun tepeye yerleştirilmiş kapağı tutar. 5.47 metre yüksekliğindeki yapının toplam ağırlığı yaklaşık 108 tondur (107.840 kg).

49479109528_099e017640.jpg

İlk maddesi entresandır "İnsan nüfusunu daima doğa ile uyumlu olarak 500.000.000'un altında tut."

Merak edenler devamını arastırabilir.
https://thoughtcatalog.com/jeremy-london...idestones/

Boyle baslar senelik tum dunya elit tabakanın katıldıgı Bohemian Groove toplantıları ile devam eder bu işler.


Saygılar dostlar.
Tişikkirlir Sipirmin.
Cevapla
#8
@dikdik_s Normalde bu tarz şeyler hep efsane gibi gelir bana. Ama bu anıt meselesi çok mantıklı geldi abi. Dünya gündemini herzaman yerel kaynaklardan okumak büyük resmi görmemize engel olur
Cevapla
#9
Abiler gecmisimizde ve halen gerceklesen bazı olaylar var. Bunlara inanmak zordur, efsane komplo teorisi gibi gelir ama en azından gecmistekilerin cogu belgelidir.

Bayer Firması Aids Skandalı: Hemofili hastaları icin urettikleri bir ilaca karısan aids virusunun oldugunu bile bile bazı ulkelere satıs yapmıstır, mahkeme sonunda tazminat odeyerek olayı ortbas etmistir. https://www.cbsnews.com/news/bayer-admit...n-english/

Operation Paper Clip: Nazi doneminde gorev yapan subayların yahudi soykırımı dolayısı ile yargılanması vs. mevzusu hikayedir. En ufak elemanlar yargılanmıstır. Asıl bilgi sahibi bilim adamları amerika ve rusya tarafından kapısılmıstır. Hepsine amerikan vatandaslıgı verilip ozel enstitulerde biyoloji, kimya uzay bilimleri vs. konularında çalıştırılmıstır. Rusyanın hicbir zaman onune gecemeyen Nasa uzay projesi Nazilerden gelen Von Brown un kurum basına gecmesiyle cag atlamıstır.
Bugunku Nasa, o savaş suclusu nazi bilgileri ustune kuruludur, bugun bile kullanılan dikey kalkıslı roket modelli oradan gelmedir.
https://www.wikiwand.com/en/Operation_Paperclip

Operation Fish Bowl: Amerika ve rusyanın katılımıyla gokyuzune atom bombaları atılmıstır. Bu bomba serpintilerinin kapalı atmosfer tabakasında insanlar ustune etkilerini bilemiyoruz. Bu denemelerin sonraki senelerde yaptıkları uzay ucuslarınla bir alakası varmıdır, o ustune tartısılacak ayrı konu.

Pellegra Hastalıgı Olayı: 1930- 40 lı yıllarda, genellikle fakir zencilerin yasadıgı bolgelerde onbinlerce insanın etkilendigi, cogunun öldügü bu olay, amerikan halk saglık kurumunun bu hastalıgın nedeninin basit niacin vitamin eksikliginden oldugunu bilmesine ragmen asıl tedaviyi, mevzuyla alakalı kurdugu hastanelerde bile baslatmamıstır.

49479110053_44047b2f3e_w.jpg

Savas donemi olayları ayrı bir cöplük. Gonullu gonulsuz askerler ustune denenen LSD, hardalgazı, tutuklular ustunde uygulanan sıtma deneyleri, gaz maskesi ve kıyafeti deneyleri vs. gibi turlu yapılan deneyler var. Bunların bazısı seneler sonra komisyonlara getirilen gizli dokumanlarla dokuman numarasına kadar gercektir.

Program F (1945): Forumda da bazen konustugumuz florid meselesi. Amerikan Atom enerji konseyi tarafından bugune kadar yapılmıs en buyuk arastırma projesidir. İnsan biyolojisine bilinen en zararlı elementlerden biri olan ve atom bombası yapımındada kullanılan bu elementi bugun dis macunlarımızda gunluk kullanıyoruz, amerikada musluk sularına belediye tarafından karıstırılıyor. Bizim okullarda bununla ilgili bir uygulama da yapıldı sanıyorsam ama bakmadım degil bakamadım. Bildiginiz zehirdir dostlar.

Cinsel hastalıklar: 1946-48 arası guatemala hukumeti ve amerika isbirligi ile tutuklular ustunde cinsel hastalıklar uzerine gizli deneyler yapıldıgı, yayılımlarının incelendigi, guatemala hukumetinin bu isbirligi icin para aldıgı sonraki yıllar komisyon belgeleri ile kayıtlara gecmistir.

1960 larda philedelpiha daki Holmesburg devlet hapishanesinde ki "dioxin" deneyleri, vietnam savasında da bu madde kullanılmıstır.

Project MK (1966): İcine Bacillus subtilis bakterisi konan elektrik ampulleri, toxicologi olarak dagılım ve etkilerini havadan trasfer esnasında sırasında olculmesi icin amerikan metrosuna atılmıs. 14.cu caddede yapılan bu deneyin 52ci caddeye kadar sonucları alındı deniyor. Bu olayı cok arastırmadım cok yazılır ama resmi kaynaklardan dogrulaması varmı bilmiyorum. Aynı sekilde ucaktan ve gemiden var olan sis arasına gizliden halk uzerine spreylenmis kimyasal deneylerde var. Bunlar hakkında cok detaylı belge yok ama 1977 de senato 1949-69 arasında san francisco, Washington gibi 239 populasyon bolgesinde bu tarz deneylerin halk uzerinde yapıldıgını kayıtlardan kabul etmistir, detaya girmemistir.

Aids (1975): Askeri Fort Detrick Biolojik arastırma kurumu ismi degistirilerek, Fredrick kanser arastırma enstitusu yapılıp, insanoglu tarafından dogal bir bagısıklıgı bulunulmayan HTL-V denilen bir virus ustune arastırmalara baslıyor.
Birkac yıl sonra CDC (merkezi hastalık kontrol merkezi) tarafından hepatit b asısı hakkında gonulluler aramaya baslıyor. Nedense gonullu basvuruları arasında homoseksuel adayları cogunlukla seciliyor.
Seneler sonra uluslar arası bilim enstitusu, molekuler incelemeleri sonucunda Aids, HTL,V ve Visna virislerinin cok benzer ve aynı bolumlere sahip virusler oldugunu bildiriyor. Bunun ustune aids in cıkıs yerinin o hepatit b asılarımı oldugu tartısılıyor vs.

Benim ornekler biraz askeriye olaylara kacıyor, Bayer haric. Bunun ozel sektorde gizlisi zararlısı yokmu sizce, Julia Roberts oynadı, pelikan dosyası filmi konusu gibi olanlar, binlercedir hatta bizim ulkede daha gecenlerde gundeme geldi, fabrika bacası filtresi. Şimdi filtre takılacak insallah, peki o fabrikalar kac senedir calısıyor, zararı niye cekti halk. Yoneticiler niye izin verdi kardesim,madem zararlıysa bu fabrika bacası sırf o herif para kazansın diye. Yok mu cezası. Yoneticilerden izni alan yuksek mevkide dostlukları olanlar halka zararlı olsa dahi istediklerini yapabilirmi.

Bu orneklere aslında cokta gerek yok, yaş itibari bazılarımızın hatırlayacagı birebir ornekler var, zamanın cocuklara ozendirilen kursun askerinden tut, medyada doktorlar en saglıklısı bizim sigara diyen reklamlara, bu reklamlarda para alarak poz veren haysiyetsiz meşhur doktorlardan tut, sulara bile karıstırılan florid e, yalan acıklamalarla yok edilen savas esiri yapılıp kaynaklarına el konulan Kaddafiye Saddama ve ülkelerine, yer altı kaynakları somurulen Afrikaya. Biz iphone da twittera 2 elestiri yapacaz diye kotu kosullarda calıstırılıp intihar eden ucuz çinli fabrika calısanlarına.

Kölelik hic olmadıgı kadar var ama zorla degil para karsılıgı, savas hic olmadıgı kadar var silah satıp yerel kaynakları somursunler diye, hastalık hic olmadıgı kadar var nufusu kırıp ilac satsınlar diye, gıda ve tarımda oynama hic olmadıgı kadar var hızlı sekilde uretip daha cok kazansınlar diye. 40 gunde buyuyen tavuk varmı dogada, artık sunni olarak var.

Bazen arkadaslar cumle icinde der teknoloji gelisti artık insan omru uzadı diye, sahsen sorguluyorum, çunku yakın tarih harici cok bir bilgimiz yok gecmis hakkında ama imanlıysan tum buyuk din kitaplarında cok uzun sure yasamıs eski peygamberlerden bahseder , inanıyorsan o mu uzun bizim şimdi son teknoloji olan mi, 2 si çelişir birini seçmek lazım, biz daha uzun yaşıyoruz dersen o zaman kitap yanlış. Aynı sekilde sumer yazıtlarında eski 10 kraldan bahseder toplam yonetim sureleri 18bin yıl. Smile

Hani yasam suremiz uzuyormu kısalıyormu onu bilemiyorum ama şu anki genel uygulama, bizim icin maas karsılıgı köle gibi calıs, evlen çoğal, çocukların kaliteli eğitimi çok pahalı olsun ki herkes gönderemesin,sana yaptıklarımızın aynılarını cocuklarına da yapalım, seçme yoneticiler yarafından tum yaşadıgın hayat süresindeki yasaları, vergileri kanunları biz duzenleyelim veya cevre ulkeler birlikler vasıtasınla yaptırımla duzenletelim. Yaşlanınca hastalandıgında, o bizden kazandıgın emek paranı da tedavi vasıtası ile geri alalım seni son yolculuguna ugurlayalım.

O yuzden corona vurusu dogalmıdır, uretilmismidir bilemem ama her 2 secenekte çok gercek ve olasıdır, çünkü çok daha kötüleri olmuş ve oluyor tarihimizde.

Kaynaklar:
https://www.wikiwand.com/en/Unethical_hu...ted_States
https://www.whiteoutpress.com/secret-gov...an-people/
https://allthatsinteresting.com/human-experiments

Saygılar


Not: Su yazıyı Ahraz Canerim yazsa kim bilir ne guzel yazardı ama bende o kabiliyet yok kusura bakmayın. Ben bu tarz x dosyalarının uzaktan meraklısıyım sadece, bu ve bunun gibi cok ornek var, simdi yazıyı yazarken tarihlerine vs. baktım sadece, ingilizce kaynaklardan cevirdigim ve herhangi tıbbi bilgim olmadıgı icin yanlıs yazdıklarım vardır ozur dilerim.
Tişikkirlir Sipirmin.
Cevapla
#10
@dikdik_s güzel yazı olmuş zevkle okudum komşum. Emeğinize sağlık.

Konuyu biraz dağıtmış olacağım ancak konu bilim insanları ve çalışmalarından açılınca küçük bir ekleme yapayım. Nazi Partisinin Almanya'da iktidara gelmesinden sonra bir çok bilim adamı dünyanın dört bir yanına dağıldı. Genç Türkiye'de bu bilim insanlarından bazılarını kapmıştır. Osmanlı zamanında da bir çok Alman bilim insanı gelmiştir ancak onlar sığınmacı yada savaştan kaçarak değil; devletin daveti ile olmuştur. Cumhuriyet döneminde gelenler Nazilerden kaçarak sığınmacı olarak gelenlerdir. Bilinenin aksine hepsi Yahudi'de değildir.

Bu bilim insanları gittikleri yerlere ciddi manada değer katmıştır. Bir çoğunun da ana dili Almanca olduğundan dolayı ilk tercih ettikleri ülke kendileri ile aynı dili konuşan İsviçre olmuştur. Devam eden süreçte de İsviçre'nin sanayi sektörü ile ilaç sektöründeki gelişimi hepimizin malumu.  

Türkiye'ye gelen Alman Profesörler ile ilgili de şöyle bir ayrıntıya yer vereyim. Einstein o dönem de Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal' ATATÜRK'e sunulmak üzere Başbakanlığa bir mektup yazıyor ve kırk bilim insanının Türkiye'ye kabul edilmesini istiyor. Mektup eline ulaşan Başbakan İsmet Paşa evrağın gereğini Milli Eğitime vererek kendisi bir mektup yazıyor ve talebi reddediyor. Daha sonradan bunu haber alan Atatürk'ün daveti ile yüzdoksan bilim insanı ülkemize geliyor. Einstein tarafından gönderildiği söylenen mektubun altında imzası olmasına rağmen, mektubu kaleme alanın Albert Einstein değil OSE yönetimi olduğu özel sekreterinin açıklaması ile anlaşılmıştır ancak Einstein OSE için antetli boş kâğıtlara imzalar atmış, gerektiğinde kullanılması için OSE yönetimine bırakmıştı. OSE ise matbuu olarak hazırlanan  bir evrak üzerine yazarak göndermiştir. Her ne kadar doğrudan Einstein tarafından yazılmasa da onun haberinin olmadığını söylemek bence doğru olmaz. Mektup da burada:

OSE: Yahudi Nüfusu Koruma Grupları Birliği
Kyn: https://tr.wikipedia.org/wiki/Yahudi_N%C...rli%C4%9Fi

OSE TARAFINDAN GÖNDERİLER MEKTUP

“Ekselansları,
OSE Dünya Birliği’nin şeref başkanı olarak, Almanya’dan 40 profesör ve doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye’de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica ediyorum. Sözü edilen kişiler, Almanya’da yürürlükte olan yasalar nedeniyle mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler. Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda başvuru arasından seçilmişlerdir. Bu bilim adamları, bir yıl müddetle, hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler. Bu başvuruya destek vermek maksadıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etme cüretini buluyorum.
Ekselanslarının sadık hizmetkârı olmaktan şeref duyan,
Prof. Albert Einstein”


İNÖNÜ'NÜN YANITI

“Saygıdeğer profesör,
İktidardaki hükümetin politikası gereği Almanya’da bilimsel ve tıbbi çalışmalarını yerine getiremeyen 40 profesör ve doktorun Türkiye’ye kabulünü dileyen mektubunuzu aldım. Bu beylerin hükümetimiz kuruluşlarında bir yıl ücretsiz çalışmayı kabul ettiklerini gördüm. Teklifiniz çok çekici olmasına rağmen ülkemiz kanun ve nizamları gereği size olumlu cevap verme imkânı göremiyorum. Saygıdeğer profesör, bildiğiniz gibi şu anda 40’tan fazla profesör ve doktor istihdam etmiş durumdayız. Çoğu benzer nitelik ve kapasitede olan bu şahıslar da aynı politik şartlar altındadırlar. Bu profesör ve doktorlar burada geçerli kanun ve şartlar altında çalışmayı kabul etmişlerdir. Şimdiki halde, çeşitli kültür, dil ve kökenlerden gelmiş üyelerle çok hassas bir oluşum geliştirmeye çalışıyoruz. O nedenle içinde bulunduğumuz şartlar gereği daha fazla personel istihdam etmemizin mümkün olmadığını üzülerek bildiririm.
Saygıdeğer profesör,
Arzunuzu yerine getirememenin üzüntüsünü ifade eder, en iyi duygularıma inanmanızı rica ederim.”
İsmet İnönü  


Türkye'ye sığınan Almanlardan bazı isimler:

- Albert Malche: Cenevre’li pedagoji profesörü ve siyaset bilimcisi, mevcut Türk üniversitelerinde reform ihtiyaçlarını ve imkânlarını araştırmak ve gerekli önerileri yapmak üzere Türk Hükümeti tarafından görevlendirildi. Albert Malche’nin verdiği bilgiler, Mustafa Kemal Atatürk başkanlığındaki Türk Hükümetine ve Eğitim Bakanı Reşit Galip’e benzersiz bir fırsat sundu. Bu fırsat şuydu: Almanya’daki Nazi rejimi nedeniyle göç etmek zorunda kalan tanınmış bilim insanlarının Türkiye’deki üniversite alanında yapılması istenilen reform çalışmalarında yer almalarıydı, örneğin İstanbul’da ve daha sonra Ankara’da tümüyle Batılı bir üniversitenin kurulması gibi.

- Prof. Philipp Schwartz: İsviçre’de kurulan ‘Yurt dışındaki Alman Bilim İnsanları Dayanışma Birliği’ adına 1933 yılında Türk Milli Eğitim Bakanıyla Türkiye’ye Alman profesörleri ve bilim insanlarının gönderilmesi ile ilgili oluşturan sözleşmeyi imzaladı.

- Prof. Ernst Reuter: 1935–1946 arasında Türk Ulaştırma Bakanlığında idari ve trafik konularında uzman olarak çalıştı, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde yerel politika ve şehir planlaması profesörü olarak görev yaptı ve Şehir Planlaması Enstitüsünün kurulmasında yer aldı.

Almanya Büyükelçiliği Özel Okulu bugün Ernst Reuter’in ismini taşıyor.

- Prof. Dr. Jur. Ernst E. Hirsch: 1933’den sonra İstanbul ve daha sonra Ankara Üniversitesinde ticaret hukuku, hukuk sosyolojisi ve hukuk felsefesi profesörü olarak görev yaptı.

- Prof. Dr. rer.pol. Gerhard Kessler: 1933–1951 arasında İstanbul Üniversitesinde ekonomi politikası dalında profesör olarak görev yaptı ve 1946’da Orhan Tuna ile birlikte ilk Türk sendikasının kuruluşunda yer aldı.

- Prof. Dr. rer.pol. Fritz Neumark: 1933–1951 arasında İstanbul Üniversitesinde ekonomi politikası alanında profesör olarak görev yaptı ve aynı alanda Türk Hükümetinin de danışmanıydı.

- Prof. Dr. rer. pol. Alexander Rüstow: 1933–1949 arasında İstanbul Üniversitesinde ekonomi tarihi ve ekonomi coğrafyası profesörü olarak görev yaptı.

- Prof. Paul Hindemith: Hindemith 1935–1937 arasında 4 kez Türkiye’ye geldi ve Ankara’da bir devlet konservatuarının kurulması ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının yenilenmesi için öneriler hazırladı. Bunun için Ernst Praetorias, Eduard Zuckmayer, Carl Ebert ve Licco Amar gibi uzmanların görevlendirilmesini önerdi.

- Dr. phil. Ernst Praetorius: Felsefe hocası Praetorius 1933’te Nasyonal Sosyalistleri protesto amacıyla Weimar’da Müzik Genel Müdürü görevinden istifa etti. 1935’ten itibaren Ankara’da konservatuarın kurulması ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının yeniden yapılandırılması için görevlendirildi.

- Carl Ebert: 1936’da tiyatro okullarının kurulmasına yönelik bilirkişi raporu sundu ve devlet konservatuarında öğretim görevlisi oldu.

- Eduard Zuckmayer:1936’dan itibaren P. Hindemith ve C. Ebert ile birlikte Ankara Devlet Konservatuarını kurdu ve yönetti. Zuckmayer, vefat ettiği 2 Temmuz 1972 tarihine kadar Ankara’da kalarak üniversitede öğretim görevlisi, konser piyanisti, orkestra şefi ve Türk Hükümetinin danışmanı olarak görev aldı.

- Bruno Taut: mimar ve şehir planlamacısı: “Neues Bauen” adıyla tanınan ‘çağdaş mimarlığın’ en tanınmış temsilcisiydi. 1936’dan, vefat ettiği 1938 yılına kadar İstanbul Güzel Sanatlar Akademisinde profesör olarak görev yaptı. Aynı dönemde Mimarlık Bölümü Başkanlığı yaptı ve Milli Eğitim Bakanlığı İnşaat Bölümünde görev aldı. Taut, W. Schütte, Schütte –Lihotzky, Deppler, Hillinger gibi meslektaşlarıyla okul binalarının projelerini hazırladı ve 1937’de çizdiği projeye göre Ankara Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Binası inşa edildi.

- Clemens Holzmeister: 1940’da hem İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi olarak görev aldı hem de Atatürk’ün emriyle Başkent Ankara’daki Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Çalışma Bakanlığı binalarının projesini ve inşaa edilmelerini üstlendi.

- Hans Gustav Güterbock,

1936-1948 arasında Ankara Üniversitesi arkeoloji bilim dalında öğretim görevlisi oldu.

Kaynak: https://tuerkei.diplo.de/tr-de/themen/kultur/-/1797648

https://archive.fo/rPEYX (Tüm metin)

http://www.nihayet.com/2018in-enleri/alm...i-alimler/ (Güzel bir makale)

http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/4.../20817.pdf (95.sayfa)

Daha geniş bilgiye yer verilen "Moda'nın Mülteci Alman Profesörleri" https://www.idefix.com/Kitap/Modanin-Mul...1840261001

Ayrıca ilaçlar ile ilgili oynanan oyunlar vb. konulara ilgisi olanları Soner Yalçın'ın Kara Kutu kitabını tavsiye ederim. Özetle seni aşı ve ilaca nasıl mecbur bırakıp sattıklarını anlatıyor. Güzel belgeler ve incelemeler var.
"Öç gecikir ancak asla yaşlanmaz." 4.Murad
Cevapla


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: